İki Simit Alabilir Miyim?
- Osman Cakiroglu

- 25 Kas 2025
- 2 dakikada okunur

Geçen hafta ofise gelirken, küçük ama anlamlı bir an yaşadım. Bu bir müşteri toplantısında, bir atölye çalışmasında ya da bir strateji oturumunda değil; sıradan bir sabah simit alırken gerçekleşti. Simitçinin yanına gittim. “Nasılsın kardeşim, iki simit rica edebilir miyim?” diye sordum. O anda durdu, başını kaldırdı ve yüzünde şaşkın ama içten bir gülümseme belirdi. Sonra şunu söyledi: “Bunu bana ilk defa siz söylüyorsunuz. Çok mutlu oldum.” Simidimi aldıktan sonra teşekkür edip yüzümde küçük bir tebessümle yoluma devam ettim. Birkaç adım sonra arkama baktığımda simitçinin de bana tebessümle baktığını gördüm.
Bu cümle bütün gün aklımdan çıkmadı. Günlük akışın içinde neredeyse görünmez bir detay gibi duran bu küçük etkileşim, aslında düşündüğümden çok daha derin bir etki taşıyordu. Danışmanlık yaptığımız şirketlerde liderlik, kültür, bağlılık, iletişim ve ortak hedefler üzerine uzun uzun konuşuyoruz. Sistemler kuruyor, yapılar oluşturuyor, şirketlerin daha sağlıklı çalışabilmesi için araçlar geliştiriyoruz. Ancak bütün bu kavramların temelinde aslında çok basit bir gerçek yatıyor: İnsanlar değer görmek istiyor. Sadece yaptıkları iş için değil, varlıkları için fark edilmek istiyorlar.
Simitçi de olabilir, barista da, güvenlik görevlisi de, yeni başlayan bir çalışan da, üst düzey bir yönetici de… Ünvanlar ve roller değişiyor ama insanların temel ihtiyacı değişmiyor. Lider, danışman ya da ekip arkadaşı olarak çoğu zaman karmaşık çözümler arıyoruz; oysa güçlü bir kurum kültürünün temeli, en basit insan temasında başlıyor. Samimi bir “Nasılsın?” bile bir etkileşimin tüm tonunu değiştirebilir. Birine önemsendiğini hissettirebilir, güvenin kapısını aralayabilir, karşımızdakine değerli olduğunu gösterebilir.
Şirketlerde bunun tam tersini de sık sık görüyoruz. Görülmediğini hisseden çalışanlar zamanla kopuyor. Birbirini fark etmeyen ekipler enerjisini kaybediyor. İnsan faktörünü unutan yöneticiler ilham veremiyor. Oysa biri kendini fark edilmiş hissettiğinde motivasyonu artıyor, yaklaşımı değişiyor ve katkı verme isteği çoğalıyor. Bağlılık programları ve iletişim eğitimleri elbette önemli, fakat gerçek bir insan temasının yerini hiçbir şey tutamıyor.
O sabah iki simit aldım ama aslında çok daha değerli bir hatırlatmayla oradan ayrıldım: Gerçek liderlik küçük anlarda başlıyor. Kültür sadece stratejilerle ve yapılarla değil, tonla, duruşla, günlük nezaketle şekilleniyor. Organizasyonlar, içindeki insanların saygı gördüğü yerde büyüyor. Ekipler, birbirini dinleyen ortamlarda uyumlu olmayı öğreniyor . Güçlü güven ortamında strateji gerçekten hayata geçiyor. Ve güven, en basit jestlerle başlıyor.
Bazen en anlamlı liderlik dersleri toplantı odalarında değil, bir simitçinin tezgâhının önünde karşımıza çıkıyor. Sessiz bir sabah, bir insanın sadece “Nasılsın?” diye sorulmaya ihtiyaç duyduğunu görmek… Bazen güçlü, insan odaklı bir organizasyonun temelinde tam olarak bu kadar basit bir şey yatıyor.




Yorumlar